19 Şubat 2012 Pazar

Esra Uçar - Bugün Gazetesi - 29 Aralık 2011


-2-

Tarihteki en büyük keşif

İnsanoğlu evrenin madde değil algı boyutunda olduğunu kavradıkça önümüzdeki yıllar daha ilginç tartışmalara tanıklık edecek.

Yazılarımızın altındaki alanlar sınırlı, konu derin olunca buralara sığılmıyor gerçekten. İki cümle ile geçiştirelemeyecek konulardan biri kuantum fiziği.

...

Bazı okurların bilgisi benden çok daha derin. Ben bu çalışmalara son yıllarda ilgi duyan ve araştıran biriyim. Yıllardır takipçileri varmış. Bazı okurlar benimle aynı merakı paylaşıyorlar. Ama bazılarının şiddetle karşı çıkmalarını anlayamıyorum. Bilim adamlarına kızıyorsanız bilemem, ben deneyleri ve gelinen noktayı aktarıyorum çünkü inanılmaz ilginç. Hatta durumu özümsediğinizde dünyadaki olayların hepsinden daha ilginç ve önemli. Hepsini içine alan bir ortak paydaya işaret ediliyor sonuçta. Hiçbiriniz çocuğunuzun ders kitabını elinize alıp “dünyanın yörüngedeki hızı da bu olamaz öyle olsaydı hepimiz savrulup dururduk evrene, o hızla ayakta durulur mu yaa?..” dediniz mi mesela?.. Şimdi fizik kuramlarına neden karşı çıkıyorsunuz?.. Gerçeklerden korkarak bilim yapılır mı?.. Neyse ki artık günümüzde kimse yeryüzünün öküz boynuzları arasında durduğuna inanıp, ufkun oradan boşluğa düşeceğimiz korkusuyla yaşamıyor. Bu da, internetin hızı da hesaba katılırsa, kuantum fiziğinin de herkes tarafından bir gün algılanacağına işaret.

...

Eskiden bir teori olarak ortaya konan ‘evren tesadüfen oluşmuştur, sonsuzdan geliyor ve sonsuza gidecek’ cümlesi artık gerçekliğini yitirmiş durumda. Big Bang’le birlikte evrenin ve yaşamın hiçlik içinde bir patlama ile başladığı bilimsel olarak kanıtlandı. Bu kanıtın devamındaki çalışmalarda evrenin sürekli genişlediği, bütün gezegenlerin ve galaksilerin birbirinden uzaklaştığı kanıtlandı. Fakat bilim adamlarını hayrete düşüren detay şu ki bu genişleme fizik kanunlarına göre artan bir ivmeyle olmalı. Fakat eksilen bir ivme söz konusu. Bu duruma hiçbir açıklama getiremiyorlar. Ancak bir gerçekte birleşiyorlar ki bu sürecin sonu var. İvmenin azalması ile bir süre sonra evren ve tabii ki dünya yok olacak. Eh bu da determinizmin sonu oldu.

Bilim insanları artık evreni ve gördüğümüz her şeyi sadece elektrik akımlarından oluşan farklı dalga boyları olarak açıklıyorlar. Dolayısıyla madde de bir dalga boyu. Televizyonlarımıza gelen elektrik akımının ekranda görüntüye dönüşmesine benziyor gerçek dünya da. Gözümüzün gördüğü sandığımız şeyleri aslında göz değil bilincimiz görüyor. Her cisim gibi gözü oluşturan atomların da içi boş. % 99.99’u boş olan atomların içinde görünen inanılmaz küçük enerji parçacığının ise konumu sabit değil. Dünyayı oluşturan atomların içindeki boşluk oranını attığınızda dünyanın boyutu bir elma kadar. Bilim adamları ne evrende ne beynin içinde renk, cisim, görüntü bulamıyor. Fiziksel dünyada bunların hiç biri yok. Gören, duyan, hisseden, algılayan, tat alan şey bilinç. Beyin sadece elektromanyetik akımları algılıyor.

Dünyadaki milyonlarca insan ve araştırmacı gibi benim de ilgimi çeken yeni bulgular. Bu çalışmalardan örnekler paylaşacağım sizlerle gelecek yazımda. Onu da nasıl yapacağım bilmiyorum, en az elli belgesel var paylaşmak istediğim… Bu çalışmalara hiç ilgi duymayabilir, “şöyle ya da böyle, görüyor gibiysem de bu bana yetiyor, çocuklarım, işim gücüm, sorunlarım var, siz yok deseniz de varlar işte” deyip kafanızı çevirebilirsiniz, ilgi duyabilir bu gerçekler ışığında tüm yaşamı ve kendi hayatınızı gözden geçirebilirsiniz, dilerseniz de ilmi kısmını inceleyebilir, dinlerle bağlantı kurabilir, inancınızı şekillendirebilirsiniz… Bilim gerçeğe ulaşmak için var, buluşları hayatınızda nasıl konumlandıracağınız sizi ilgilendirir. (Bu arada bazı okurlarımın da yazdığı gibi madde yok değil, var. Ama kütlesel olarak yok, bilincinizde var, konunun özü bu zaten.)

Bilimsel konularda tartışırken bilim içinde kalmakta fayda var. Bilim tek bir bilincin içinde olduğumuzu söylüyor, kimin bilinci sorusuna yanıt arıyor tabii ki. Siz bu soruya ‘uzaylılar ya da tesadüf’ gibi cevaplar verebilirsiniz, neden olmasın… Ama dinlere saldırarak bilimsel olduğunuzu iddia etmek sizi bilimden çok uzak bir noktada konumlandırır. Bilim felsefesi ayrı bir konudur ayrı tartışılır…

Maya takvimi Aralık 2012’yi işaret eder. Birçok kişinin sandığı gibi dünyanın yok olacağını değil yeni bir çağın başlayacağını söyler. Uyanış çağı. Benim gibi yeni çağı merakla seyredenlere kocaman bir günaydın. Mutlu yıllar.

Yazının tamamını okumak için tıklayın:
http://yasam.bugun.com.tr/tarihteki-en-buyuk-kesif-179541-makalesi.aspx