19 Şubat 2012 Pazar

Esra Uçar - Bugün Gazetesi - 02 Ocak 2012


-3-

Esra Uçar yazdığı yazıda bilimin dünyamızın bir algılar bütünü olduğunu açıkça anlatıyor. Biz gözlemlemediğimizde bir varlığının olmadığını da. Aşağıda yazının bir bölümünü kopyaladık:

"Bir zamanlar evrende…
Olmayan limonun tadı damağımda, bir masalın gerçekliğinde girdim yeni yıla…

...Bir gece, gece yarısı ve her beyinde farklı bir algı.

...
...Evren algı boyutunda. Var olan değil gösterilen bir dünyada yaşıyoruz. Bir inanç, bir algı dünyasında. İnanılmaz mı?.. Hadiii… Boğazınız düğümlenince koca bir dilim limon lafıyla, nasıl büzüşüyor diliniz damağınızda? Limon mu var ortada?..Aslında olmayan ses tellerinizle de gayet güzel konuşuyorsunuz işte…

Bilim insanlarının anlatımlarını aktarmak istemiştim ama sığamıyoruz buralara, birini aldım… Oregon Ün. fizik profesörlerinden Amit Goswami şöyle özetliyor; “Çevremizdeki dünya, sandalyeler, masalar, odalar bilincin olası hareketleridir. An be an bu olasılıklardan birini seçmekteyiz. Gerçek budur. Ama bunu kabul etmek çok zordur çünkü dünyanın biz görmesek de zaten var olduğunu sanırız. Oysa maddeyi bilinç yaratır. Kuantum fiziği bu konuda çok açıktır. Şu an ABD’de birçok laboratuvarda bunu görebilirsiniz. Çıplak gözle bile görünebilecek büyüklükteki nesneler iki ayrı yerde olabilir. Onlar iki şey değil tek bir şeydir. Madde tek değildir, değişken boyuttadır. Yerini bilinç seçer.” Daha da özet isterseniz biz bakmadığımızda dünya yok."

Yazının tamamını okumak için:
http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/179973-bir-zamanlar-evrende…-makalesi.aspx

Esra Uçar - Bugün Gazetesi - 29 Aralık 2011


-2-

Tarihteki en büyük keşif

İnsanoğlu evrenin madde değil algı boyutunda olduğunu kavradıkça önümüzdeki yıllar daha ilginç tartışmalara tanıklık edecek.

Yazılarımızın altındaki alanlar sınırlı, konu derin olunca buralara sığılmıyor gerçekten. İki cümle ile geçiştirelemeyecek konulardan biri kuantum fiziği.

...

Bazı okurların bilgisi benden çok daha derin. Ben bu çalışmalara son yıllarda ilgi duyan ve araştıran biriyim. Yıllardır takipçileri varmış. Bazı okurlar benimle aynı merakı paylaşıyorlar. Ama bazılarının şiddetle karşı çıkmalarını anlayamıyorum. Bilim adamlarına kızıyorsanız bilemem, ben deneyleri ve gelinen noktayı aktarıyorum çünkü inanılmaz ilginç. Hatta durumu özümsediğinizde dünyadaki olayların hepsinden daha ilginç ve önemli. Hepsini içine alan bir ortak paydaya işaret ediliyor sonuçta. Hiçbiriniz çocuğunuzun ders kitabını elinize alıp “dünyanın yörüngedeki hızı da bu olamaz öyle olsaydı hepimiz savrulup dururduk evrene, o hızla ayakta durulur mu yaa?..” dediniz mi mesela?.. Şimdi fizik kuramlarına neden karşı çıkıyorsunuz?.. Gerçeklerden korkarak bilim yapılır mı?.. Neyse ki artık günümüzde kimse yeryüzünün öküz boynuzları arasında durduğuna inanıp, ufkun oradan boşluğa düşeceğimiz korkusuyla yaşamıyor. Bu da, internetin hızı da hesaba katılırsa, kuantum fiziğinin de herkes tarafından bir gün algılanacağına işaret.

...

Eskiden bir teori olarak ortaya konan ‘evren tesadüfen oluşmuştur, sonsuzdan geliyor ve sonsuza gidecek’ cümlesi artık gerçekliğini yitirmiş durumda. Big Bang’le birlikte evrenin ve yaşamın hiçlik içinde bir patlama ile başladığı bilimsel olarak kanıtlandı. Bu kanıtın devamındaki çalışmalarda evrenin sürekli genişlediği, bütün gezegenlerin ve galaksilerin birbirinden uzaklaştığı kanıtlandı. Fakat bilim adamlarını hayrete düşüren detay şu ki bu genişleme fizik kanunlarına göre artan bir ivmeyle olmalı. Fakat eksilen bir ivme söz konusu. Bu duruma hiçbir açıklama getiremiyorlar. Ancak bir gerçekte birleşiyorlar ki bu sürecin sonu var. İvmenin azalması ile bir süre sonra evren ve tabii ki dünya yok olacak. Eh bu da determinizmin sonu oldu.

Bilim insanları artık evreni ve gördüğümüz her şeyi sadece elektrik akımlarından oluşan farklı dalga boyları olarak açıklıyorlar. Dolayısıyla madde de bir dalga boyu. Televizyonlarımıza gelen elektrik akımının ekranda görüntüye dönüşmesine benziyor gerçek dünya da. Gözümüzün gördüğü sandığımız şeyleri aslında göz değil bilincimiz görüyor. Her cisim gibi gözü oluşturan atomların da içi boş. % 99.99’u boş olan atomların içinde görünen inanılmaz küçük enerji parçacığının ise konumu sabit değil. Dünyayı oluşturan atomların içindeki boşluk oranını attığınızda dünyanın boyutu bir elma kadar. Bilim adamları ne evrende ne beynin içinde renk, cisim, görüntü bulamıyor. Fiziksel dünyada bunların hiç biri yok. Gören, duyan, hisseden, algılayan, tat alan şey bilinç. Beyin sadece elektromanyetik akımları algılıyor.

Dünyadaki milyonlarca insan ve araştırmacı gibi benim de ilgimi çeken yeni bulgular. Bu çalışmalardan örnekler paylaşacağım sizlerle gelecek yazımda. Onu da nasıl yapacağım bilmiyorum, en az elli belgesel var paylaşmak istediğim… Bu çalışmalara hiç ilgi duymayabilir, “şöyle ya da böyle, görüyor gibiysem de bu bana yetiyor, çocuklarım, işim gücüm, sorunlarım var, siz yok deseniz de varlar işte” deyip kafanızı çevirebilirsiniz, ilgi duyabilir bu gerçekler ışığında tüm yaşamı ve kendi hayatınızı gözden geçirebilirsiniz, dilerseniz de ilmi kısmını inceleyebilir, dinlerle bağlantı kurabilir, inancınızı şekillendirebilirsiniz… Bilim gerçeğe ulaşmak için var, buluşları hayatınızda nasıl konumlandıracağınız sizi ilgilendirir. (Bu arada bazı okurlarımın da yazdığı gibi madde yok değil, var. Ama kütlesel olarak yok, bilincinizde var, konunun özü bu zaten.)

Bilimsel konularda tartışırken bilim içinde kalmakta fayda var. Bilim tek bir bilincin içinde olduğumuzu söylüyor, kimin bilinci sorusuna yanıt arıyor tabii ki. Siz bu soruya ‘uzaylılar ya da tesadüf’ gibi cevaplar verebilirsiniz, neden olmasın… Ama dinlere saldırarak bilimsel olduğunuzu iddia etmek sizi bilimden çok uzak bir noktada konumlandırır. Bilim felsefesi ayrı bir konudur ayrı tartışılır…

Maya takvimi Aralık 2012’yi işaret eder. Birçok kişinin sandığı gibi dünyanın yok olacağını değil yeni bir çağın başlayacağını söyler. Uyanış çağı. Benim gibi yeni çağı merakla seyredenlere kocaman bir günaydın. Mutlu yıllar.

Yazının tamamını okumak için tıklayın:
http://yasam.bugun.com.tr/tarihteki-en-buyuk-kesif-179541-makalesi.aspx

Esra Uçar - Bugün Gazetesi - 26 Aralık 2011


-1-

Esra Uçar 2012'ye girerken bir üçleme yazısı yazmıştı. Biz bu yazıların 3.sünü yayınlamıştık. Şimdi ilk yazıyı paylaşıyoruz:


KUANTUM; ARADIKÇA İNSAN KENDİNİ, EVRENDE KAYBOLUYOR.

Gerçeği arıyor dünyalı, aradıkça dünya kayboluyor… madde kayıp.


Çok az kaldı 2012’ye. Yeni yıla, dünyanın içinde bulunduğu ekonomik kriz, siyasi sorunlar, biri bitip diğeri başlayan işgaller, demokrasi tartışmaları, terör, güç gösterileri, özetle iyilikle kötülüğün savaşından daha çok bilimsel bir gerçek damgasını vuracak gibi gözüküyor; kuantum.

...

Newton’un fizik kuramının kabul gördüğü araştırmalarda madde atomlarla açıklanıyordu. Sonra -uzun bir zaman sonra- parçalanamaz denen atomun alt parçacıkları keşfedildi, elektronlar, protonlar, nötronlar vs… Şu kadar atom şunun özü, bu kadar atom bunun özü dendi. Teknoloji ilerledikçe bilim dünyası kendini ilim dünyasının göbeğinde bulur oldu. Pozitif bilimcilikle böbürlenenler deney yaptıkça yaslanıp durdukları atomların içi bir nevi boş çıktı. Atomlar elektrik akımları, madde enerji olarak bilim dünyasına yeni bir merhaba dedi. Pozitif bilim uzay boşluğunda ‘kırmızı balık gölde, kıvrıla kıvrıla yüzüyor’ şarkısını söyler oldu. Kıvrıla kıvrıla yüzüyoruz insanıyla, eviyle, arabasıyla, yıldızıyla, tenceresiyle, tavasıyla uzay boşluğunda… Tek bir dalga halinde. Evrende elektrik akımından başka bir şey yok. Evren dalga boyutu.

Fizik profesörü anlatıyor ekranda; “eskiden ben size topu attığımda, siz de onu tuttuğunuzda, işte diyorduk atomlardan oluşan top şu kadar ivmeyle kucağınıza düştü. Şimdi topun kucağınızda olduğunu iddia edemiyoruz çünkü en son teknoloji ile ölçümlediğimizde top hem kucağınızda hem diğer başka pek çok noktada. Ne top sabit ne siz. Ortada bildiğimiz anlamda bir top da yok. Bizim gözümüzün gördüğü şey aslında madde boyutunda yok. Evren adeta bilgi yüklü bir bilgisayar. Müdahale edemediğimiz gibi tesadüflerle de açıklayamıyoruz.”

İnsanın elindeki herşeyi bırakıp, gözünü birkaç ağaçla buluta dikip saatlerce düşünesi geliyor. Ama düşünmekle vakit kaybetmek ve kendi kendinize “işinize gelen” fikirler üretmek yerine girin internete, başlayın hayatınızın en müthiş yolculuğuna.

Madde aslında dalga boyutu. Tıpkı televizyonda seyrettiğimiz filmler gibi. Ekrana gelip karşımıza dikilen adamların aslında elektrik akımı olması gibi sokakta yanımızdan geçenler de aynı durumda. Dünyayı herkes kendi bilincinde seyrediyor.

2012’ye girmemize sayılı günler kala yeni yılın kehanetleri de sıralanıyor… Dünyanın oldukça karışacağı bir yıl bizi bekliyor gibi görünüyor. Ama ilginç bir tezatla kucaklıyor zaman dünyayı; bir yandan bireysel ilişkilerden ülkeler arası ilişkilere kan gövdeyi götürüyor, haksızlık, sömürü, zulüm, kargaşa, kavga gittikçe artıyor, insanoğlunun var olma, haklı olma, güçlü olma, kazanan -taraf- olma, hep daha fazlasına sahip olma savaşı kanlı kansız ama mutlaka bir miktar şiddetle devam ediyor ama diğer yandan bilim dünyasını alt üst eden kuantum fiziği, bir bulutun üstünde bacak bacak üstüne atmış, çekirdek çıtlayarak dünyayı seyrediyor. Sizin anlayacağınız ne uğruna kan dökülecek bir toprak parçası, ne kırdığınıza değecek bir kalp var ortada… hele öfkelenip durulacak hiçbir şey yok. Ama bir gerçek var ki tüm bunları gerçek gibi algılamamızın bir sebebi var.

Evet, madde kayıp. Elde var sadece bilinç. Ve tek bir bilinç. Tek dalga boyutunda bir bilinç. Madde olarak algıladığımız herşey birbiriyle içiçe. Hepimiz, canlı cansız tüm varlıklar tek bir elektromanyetik dalganın parçasıyız. Kuantum fiziğinde derinleşenler bilimin felsefesinde de derinleşiyorlar. Şimdi maddeyle vedalaşan bilim bilinci çözmek üzere derin bir yolculuğa çıkıyor. Milyonlarca galaksi, milyar canlı, sayısız eşya, müzik, lezzet, aşk, nefret… paylaştığımız bilinç kimin bilinci?

Yeni yıl ve bu yeni çağ çok ilginç olacak.

Yazının tamamını okumak için tıklayın: http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/179297-kuantum-aradikca-insan-kendini-evrende-kayboluyor-makalesi.aspx